İçeriğe geç

Eşref-i mahlukat ne anlama gelir ?

Eşref-i Mahlukat Ne Anlama Gelir? İnsan Olmak Üzerine Cesur Bir Eleştiri

Eşref-i mahlukat, Arapçadan Türkçeye geçmiş bir kavram ve doğru anlamı itibariyle, “yaratılmışların en şereflisi” olarak tanımlanır. Peki, insanın bu şerefine, bu yüceliğine gerçekten sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Sadece “en üstün” olmakla övünmek, gerçekten “en üstün” olmayı gerektiriyor mu? Benim görüşüm, bu kavramın bir anlamda insanın kendine övgüler dizmesine yarayan bir maske olduğu yönünde. İnsan, tarih boyunca bu kavramı, kendi üstünlüğünü haklı çıkarmak için sürekli yeniden şekillendirdi. Ancak, aslında bu kavramı ne kadar boş bir şekilde kullandığımızı hep birlikte sorgulamamız gerek.

Eşref-i mahlukat denince akla gelen ilk şey, insanın yaradılışındaki yücelik oluyor. Ancak bu yücelik, bize bir tür “yaşam hakkı” ve “üstünlük” veriyor gibi düşünülse de, bence bu, tamamen bir yanılgıdan ibaret. Şöyle ki: İnsan, çevresindeki tüm yaratılmışlara hükmetme hakkına sahip mi? Bu soruyu sormadan önce, bence asıl sormamız gereken soru şu: İnsan, kendini gerçekten tanıyor mu?

Eşref-i Mahlukat’ın Gerçekten Bir Anlamı Var mı?

Hepimizin bildiği üzere, eşref-i mahlukat kavramı, genellikle insanın yaradılışındaki “üstün” bir konumdan söz ederken, doğayı ya da diğer canlıları bu “üstünlük” mertebesine uygun görmez. Fakat, burada büyük bir hata var. İnsan doğayı tüketmekte ve diğer yaratılmışlara zarar vermekte o kadar mahir ki, kendi yüceliği hakkında hep büyük laflar etse de uygulamada bu “yücelik” yerine “yıkıcılık” sergiliyor. İnsan gerçekten “en şerefli” mi? Yoksa yalnızca tüm ekosistemi tekelleştirip, kendi çıkarlarına hizmet etmek için “yücelik” kavramını manipüle mi ediyor?

Benim kişisel görüşüm, eşref-i mahlukat teriminin insanın “haklı çıkarıcı” bir süngüsü olduğudur. İnsan, kendini yüce ilan ederek, aslında hem kendi egosunu tatmin ediyor hem de doğayı, hayvanları ve bitkileri sömürmeye devam ediyor. Yani, “biz en değerliyiz” mantığına ne kadar inansak da, dünya üzerinde gerçekten bizi yüce kılacak bir özellik de yok.

Daha Fazla Yücelik mi? Yoksa Daha Fazla Sorumluluk mu?

Evet, insanlar bazen kendilerini çok yüce bir varlık olarak tanımlarlar ama buna karşın, sahip oldukları sorumlulukları yerine getirmemek, tüm doğayı ve diğer varlıkları sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak, insanın eşref-i mahlukat olma iddiasına yakışıyor mu? Bu konuyu biraz açmak gerek.

İnsanların çoğu, kendilerini doğanın sahibi olarak görüp, ekolojik dengeyi kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeyi çok rahat bir şekilde yapabiliyor. Diğer hayvanları “özgür” bırakmak yerine onları zapt etmek, hatta giydiği giysileri bile başka yaratıklara dayalı olarak üretmek, aslında eşref-i mahlukat iddiasını çürütüyor.

Bununla birlikte, insanlar daha az tüketmeye, doğayı korumaya, diğer canlılara saygı göstermeye ne kadar dikkat ediyorlar? Cevap, maalesef herkesin bildiği gibi: Çoğu zaman hiç. Ancak “eşref-i mahlukat” olmak, sadece kendi çıkarları doğrultusunda dünyayı şekillendirmek değil, aynı zamanda diğer yaratıklara karşı duyarlı olmakla da ilgili olmalı.

Eşref-i Mahlukat’ın Zayıf Yönleri

Şimdi gelelim bu kavramın ne gibi zayıf yönleri olduğunu tartışmaya. Evet, insanın düşünsel kapasitesi ve bilinç düzeyi genelde diğer varlıklardan farklıdır; ama bu, “biz her şeye hak sahibiyiz” anlamına gelmiyor. Eşref-i mahlukat olmanın en büyük handikapı, insanın kendini başkalarından üstün görmeye meyilli olmasında yatıyor.

İnsan, genellikle kendini evrendeki tek önemli varlık olarak görmekte bir sakınca görmüyor. Ancak, diğer varlıkların bu dünyada bizim kadar önemli olduklarını unuturken, ekolojik dengeyi bozuyor, ormanları yok ediyor ve hayvanları sömürüyor. Bu “üstünlük” anlayışı aslında insanı daha bencil ve daha yıkıcı hale getiriyor.

Eşref-i mahlukat olarak kendini görüp, doğaya zarar veren bir varlık, bu kavramın anlamını gerçekten içselleştirebilir mi? Bence hayır. “Yücelik” ve “üstünlük” iddiaları, sorumlulukla birleşmediği sürece sadece birer gerçeklik illüzyonu olarak kalır.

İnsanlık Durumu: Eşref-i Mahlukat mı, Kendi Fırtınasını Yaratan mı?

Evet, şimdi bir soru soralım: Eğer insanlar gerçekten eşref-i mahlukat ise, neden kendi yaşamlarını mahvetmekte, çevreyi yok etmekte ve bencillik yaparak başkalarını hiçe saymaktadır? İnsan, yaptığı her şeyin geri dönülmez etkileriyle bu kavramı nasıl kabul edebilir?

Bazen insanlar, kendi yapısal ve toplumsal hatalarını unutturmak için eşref-i mahlukat kavramını kullanırlar. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, çoğu zaman insanlar “en şerefli” olduklarını iddia ederken, kendi hırslarını, açgözlülüklerini ve bencilliklerini gizlemeye çalışır.

Sonuçta, eşref-i mahlukat kavramı, her ne kadar kulağa hoş gelse de, oldukça tartışmalı bir ifade. İnsan, gerçekten yüceliği hak ediyor mu, yoksa sadece toplumun ve tarihsel koşulların ona verdiği bir “yanılsama” mı?

Sona Doğru: Bu Kavramın Gerçek Amacı Ne?

Kapanışı yaparken, eşref-i mahlukat kavramının insan merkezli bir bakış açısını güçlendirdiğini bir kez daha vurgulamak isterim. Eğer bu kavram insanın sadece egosunu okşamak ve çıkarlarını haklı göstermek için kullanılıyorsa, o zaman gerçekte amacını çoktan yitirmiştir. İnsan, bu kavramla kendi dışındaki diğer varlıklara daha çok saygı göstermek yerine, sadece daha çok hâkimiyet kurma arzusunu besliyor.

Peki, biz gerçekten eşref-i mahlukat mıyız? Yoksa sadece dünyayı kendi çıkarlarımıza göre şekillendirerek, kendimizi “üstün” gösteren bir yanılsama mı yaratıyoruz? Bu soruyu hep birlikte sorgulamak gerek.

Bence, bu kavramın en önemli zayıf yönü, insanın doğal dengeyi ve diğer varlıkları hiçe sayarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesine neden olması. İnsan, eşref-i mahlukat olma iddiasıyla doğayı tahrip etmeyi, hayvanları sömürmeyi ve sadece kendi çıkarını gözetmeyi bırakmalı. Belki de eşref-i mahlukat olabilmek için, önce sorumluluk almayı öğrenmeliyiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort deneme bonusu veren siteler
Sitemap
grandoperabet yeni giriş