Merhaba Medikalkolej okurları! Bugün sizlerle “Koü’de geçme notu kaç” konusunu ele alacağız.
Bir Notun Peşinde: KOÜ’de Geçme Notu Kaç Sorusunun İçimde Açtığı Yol
Kayseri’den Taşan Bir Endişe
Kayseri’de 25 yaşında biri olarak hayatımın çoğu zamanını defter sayfalarıyla paylaştım. İnsanlarla konuşamadığım şeyleri yazıya dökerim. İçimde büyüyen sıkıntıları, küçük sevinçleri, bazen de kimseye anlatamadığım korkuları…
O dönem içimde tek bir cümle dönüp duruyordu: “Başaramazsam ne olur?”
Bu soru basit görünüyordu ama içinde koca bir yorgunluk taşıyordu. Çünkü üniversite yıllarım sadece derslerden ibaret değildi, aynı zamanda kendimi kanıtlamaya çalıştığım uzun bir savaştı.
Bir gün telefon ekranında gezinirken karşıma bir forum konusu çıktı. Bir öğrenci yazmıştı: “Medikalkolej sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Koü’de geçme notu kaç” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!
Kocaeli University
KOÜ’de geçme notu kaç?”
O an durdum. Parmaklarım ekranda sabit kaldı. Sanki bir cümle değil de bir kapı açılmıştı.
Çünkü ben o sıralarda kendi derslerimle boğuşuyordum. Ve o soru, sadece bir üniversite kuralı gibi değil, benim içimdeki başarısızlık korkusunun tam ortasına düşmüştü.
Bir Soruya Takılı Kalan Zihin
“KOÜ’de geçme notu kaç?”
Basit bir bilgi arayışı gibi duruyordu ama ben o soruda kendimi gördüm.
Çünkü ben de sürekli aynı hesapları yapıyordum. Kaç alırsam geçerim, kaç alırsam kalırım, kaç puanla biraz daha rahat nefes alırım…
Sanki hayatım notların arasında sıkışmıştı.
O gün defterime şunu yazdım:
“Bir not sadece sayı değil, insanın kendine söylediği en sert cümle olabilir.”
Kayseri’nin soğuk bir akşamıydı. Pencerenin önünde otururken dışarıdaki sessizliği izliyordum ama içimde inanılmaz bir gürültü vardı.
O gürültünün adı kaygıydı.
KOÜ Hayali ve Uzaktaki Bir Üniversite
KOÜ ismini daha önce de duymuştum ama hiç bu kadar gerçek hissetmemiştim.
İnsan bazen hiç gitmediği bir yeri düşünürken bile kendini oraya ait hisseder. Ben de öyleydim.
Kocaeli’nin kalabalığını, öğrencilerin telaşını, ders aralarındaki kahve kokusunu hayal ediyordum.
Ve bir yandan da kendi hayatımı kıyaslıyordum.
Kayseri’nin sakinliği ile Kocaeli’nin hareketliliği arasında sıkışmış gibi hissediyordum.
O yüzden o soru sadece teknik bir bilgi değildi benim için:
“Geçer miydim? Dayanır mıydım? Devam edebilir miydim?”
Gece Gelen Düşünceler
Gece olduğunda her şey daha ağır olur benim için.
Işıklar söner, sokak sessizleşir ama düşünceler hiç susmaz.
O gece yine aynı soruyla baş başaydım: “KOÜ’de geçme notu kaç?”
İnternette okudukça öğrendim ki derslere göre değişen sistemler, ortalamalar, sınır notlar vardı. Ama net olan bir şey vardı: emek olmadan geçmek mümkün değildi.
Bu cümle beni hem rahatlatmış hem de korkutmuştu.
Çünkü ben emek veriyordum ama bazen yeterli olup olmadığını bilmiyordum.
İçimde garip bir hayal kırıklığı vardı.
Sanki sürekli koşuyordum ama çizgiye ne kadar yaklaştığımı göremiyordum.
Bir Kahve Molasında Gelen Gerçek
Bir gün üniversite hazırlığı yapan bir arkadaşımla oturduk.
Bana aynı soruyu sordu:
“KOÜ’de geçme notu kaçmış biliyor musun?”
O an fark ettim ki bu soru sadece benim değil, birçok insanın kafasında dönüyordu.
Herkes bir sınır arıyordu. Güvende hissettiren bir sayı.
Ama ben o anda başka bir şey hissettim.
Bir notun insanı tanımlayamayacağını…
Ama yine de hayatın bazen insanı o notlara mahkûm ettiğini…
O kahve tadı bile farklı gelmişti o gün. Sanki içtiğim şey kahve değil de stresin kendisiydi.
İçimdeki Kırılma Noktası
Sitemizden Önerilen: Dünyanın en hızlı füzesi saatte kaç km gider ?
Bir gece ders çalışırken masanın başında ağladığımı hatırlıyorum.
Sebebi tek bir ders değildi. Tek bir sınav da değildi.
Sebep, kendime yüklediğim bütün o baskılardı.
“Ya kalırsam?”
“Ya geçemezsem?”
“Ya yeterli değilsem?”
O an kendime şunu sordum:
“Ben gerçekten öğrenmek için mi okuyorum, yoksa sadece geçmek için mi?”
Bu soru beni susturdu.
Çünkü cevap vermek kolay değildi.
Notların Ötesinde Bir Hayat
Zaman geçtikçe şunu fark ettim: Geçme notu sadece bir eşik gibi görünüyordu ama aslında insanın kendine olan inancıyla ilgiliydi.
KOÜ ile ilgili araştırmalarım devam ettikçe, sistemlerin sadece bir düzen kurmaya çalıştığını ama hayatın bundan çok daha karmaşık olduğunu anladım.
Ama içimdeki asıl mesele sistem değildi.
İçimdeki mesele benim kendime nasıl baktığımdı.
Kayseri’de büyümüş biri olarak hep “başarmak zorundasın” cümlesiyle büyümüştüm.
Ama kimse bana “bazen zorlanmak da normal” dememişti.
Bir Şehirden Diğerine Uzanan Hayal
KOÜ’yü düşünürken aslında sadece bir üniversiteyi değil, kendi geleceğimi düşünüyordum.
Bir yanda Kayseri’nin alışılmış düzeni, diğer yanda bilinmeyen bir şehir ve yeni bir hayat ihtimali…
Ve ortada sürekli aynı soru:
“KOÜ’de geçme notu kaç?”
Ama zamanla anladım ki bu soru aslında “Ben nerede duruyorum?” sorusunun başka bir haliydi.
Kendimle Yüzleştiğim An
Bir gün defterimi açtım ve uzun uzun yazdım.
“Ben sürekli bir şeyleri geçmeye çalışıyorum ama kendi içimde kalıyorum. Belki de asıl geçmem gereken şey korkularım.”
O an içimde bir rahatlama hissettim.
Çünkü ilk kez sadece notları değil, kendimi de düşündüğümü fark ettim.
KOÜ artık sadece bir üniversite adı değildi benim için.
Bir sınav değil, bir ayna olmuştu.
Kayseri Gecelerinde Değişen Bakış
Kayseri geceleri hala aynıydı.
Sessiz, ağır ve biraz içe dönük.
Ama ben artık aynı değildim.
Artık her ders çalıştığımda sadece “kaç alacağım”ı değil, “neden öğreniyorum”u da düşünüyordum.
Bu küçük değişim bile içimde büyük bir şey kırmıştı.
Sonra Gelen Farkındalık
Zamanla şunu kabullendim: Geçme notu sadece bir çizgi.
Ama hayat, o çizginin çok ötesinde bir şey.
KOÜ hakkında öğrendiğim her şey bana şunu gösterdi: Sistemler değişebilir, kurallar farklılaşabilir ama insanın kendine verdiği değer daha belirleyici.
Ben artık o soruyu daha farklı duyuyordum:
“KOÜ’de geçme notu kaç?”
yerine
“Ben bu süreçte kendime ne kadar yükleniyorum?”
İçimde Kalan Sessiz Sonuç
Bugün geriye dönüp baktığımda o günleri daha net görüyorum.
Bir ekran, bir soru, bir üniversite adı…
Ama aslında hepsi tek bir şeye çıkıyordu: Kendimi anlama çabası.
KOÜ artık uzak bir yer değil.
Bir düşünce.
Bir kaygı.
Bir büyüme süreci.
Ve belki de en önemlisi, kendime karşı daha yumuşak olmayı öğrendiğim bir dönem.
Çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı dönüştürmek için vardır.